8 Eylül 2009 Salı

Raymond Domenech&Thierry Henry



Sonunda olacağı buydu. Çarşamba günü Sırbistan'la oynayacak olan Fransa'da sinirler bir hayli gerilmiş durumda. Takımın kaptanı Henry antrenmanda teknik direktör Domenech'i azarladı. Romanya'yla 1-1 biten maçın ardından zaten artık bardak doldu. Sırbistan puan alırsa bardak taşacak, Fransa 2004'ten beri tahamül ettiği Domenech'e veda edecek.. Dugarry'le başlayan Trezeguet ile devam eden Viera'yla doruğa çıkan gerilim Henry ile patlama noktasına geldi. Henry antrenmanda Domenech'in yanına gidip "Takım adına sizinle konuşmak istiyorum" demiş Domenech'e. O da "Buyur canım" demiş. Henry oldukça kısa ve net konuşmuş: "Saha içerisinde düzensizlik var. Bir oyun kurucumuz bile yok. Kim nerede oynayacağını bilmiyor. 12 senedir bu takım için oynuyorum ancak hiç birşey bu kadar karmaşık olmamıştı". Domenech yorumsuz bırakmış bu serzenişi.. En azından Fransız basını böyle söylüyor.. Son olarak Fransa basınında 6 Eylül 2009'da Romanya maçının ardından çıkan manşetleri hatırlatayım:

L'Equipe: "Domenech'in kovulması için iyi bir referans"
La Tribune: "Kurtar bizi Zidane"

Le Parisien: "Horozlar bile güldü"
Ouest-France: "Birincilik zor değil, imkansız"

Le Monde: "En sıkıcı Fransa"

Le Manifeste: "Acımaya başladı"


Gruptaki son durum:

6 Eylül 2009 Pazar

Geceden notlar


Bugün yine önemli maçları geride bıraktık. Raymond Domenech'in koltuğu artık tehlikede.. Fransa Romanya'yla 1-1 berabere kaldı. Yarınki L'Equipe gazetesinin manşetini merakla bekliyorum. Biz kazandık. Asıl maç olan Bosna'ya kilitlendik. Şansımız az. Çıkmadık candan umut kesilmez... Arda varken herşey olur. Portekiz Dünya Kupası'na katılamayacak. İşin komiği aynı grupta yer alan İsveç de gidemeyebilir. Danimarka lider Macaristan ikinci olabilir grupta.. G.Saraylılar'a müjde. Keita ve Baros gol attı. Günün en ilginç maçı ise Gürcistan-İtalya. Milan'da forma giyen Kakhaber Kaladze 2 gol attı. İkiside kendi kalesine.. İtalya 2-0 kazandı. Artık grupta rahat. Maç sonrası Kaladze'nin açıklamalarını buldum Rai1 televizyonundan: "Maç boyunca ülkem için çalıştım. Yalnış bir şey yaptığımı düşünmüyorum" Kaladze iyice İtalyan olmuş anlaşılan (!) İspanya şov yaptı Belçika'ya karşı.. Ukrayna ise Shevchenko'nun Türkiye maçının ardından 2 sene sonra gol attığı maçta Andorra'yı 5-0'la geçti.. İskoçya ise 10 maç sonra Makedonya'ya karşı kazandı: 2-0.

5 Eylül 2009 Cumartesi

Dwight Yorke


İngiliz futbolunu ilk sevmeye başladığım zamanları hatırlıyorum. Babamın İngiltere'den getirdiği Umbro marka, önünde SHARP reklamı olan, arkasında Beckham - 7 yazan Manchester United formasını giymeye başladığım günden beri Manchester United'ı ve İngiliz futbolunu takip etmeye başlamıştım. Sene 94 veya 95'ti. O kadronun forveti ise Andrew Cole ve Dwight Yorke'tan oluşuyordu. Norveçli Ole Gunnar Solskjaer de arkalarında yedek beklerdi. 98'de o kadro -kült- maçlar arasına giren bir finalle Bayern Münih'i yenip Şampiyonlar Ligi'ni kazandı. Derken Yorke sessiz sedasız Blackburn'e geçti. Artık Ruud zamanıydı Kırmızı Şeytanlar için. Blackburn'de formundan bir şey kaybetmediğini, sadece Nistelrooy gibi bir yıldıza denk geldiği için şanssız olduğunu ispatladı. Sakatlandı. Birmingham'a geçti. Tam "Unuttuk" dedik. "Bu kadar kolay değil" dedi. 2006 dünya kupasına renk katan takımlardan Trinidad&Tobago'nun kaptanı olarak sahadaydı. Bir daha sevdik onu. Avusturalya Ligi'ne gitti. Gözden ırak topraklarda kayboldu. Sunderland'e geldiğini bile anlamadık.. Bugün futbolu bıraktı.. 37 yaşında. Her zaman bize uzaktı. Uzak olmasına rağmen Cole'la beraber oluşturduğu ikiliyi çok sevdik.. Uzak olması bugüne kadar hiç problem olmamıştı. Nerede olduğunu bilmesekte bir yerlerde "var" olduğunu hissediyorduk. Futbolcuların en büyük düşmanı "zaman" onu da vurdu.. Yolun açık olsun Tobagolu..

4 Eylül 2009 Cuma

Haftasonu futbol


04 Eylül Cuma

02:10 Boca Juniors-Newell's Old Boys / NTVSpor


05 Eylül Cumartesi


18:00 Azerbaycan-Finlandiya / AZTV

19:30 İngiltere-Slovenya / NTVSpor
21:00 Danimarka-Portekiz / Futbol Smart
21:00 Türkiye-Estonya / ATV
21:30 Slovakya-Çek Cumhuriyeti / TRT 3
22:00 Fransa-Romanya / Euro Futbol
23:00 İspanya-Belçika / Futbol Smart

06 Eylül Pazar


03:30 Arjantin-Brezilya / NTV

3 Eylül 2009 Perşembe

La face cachée de L'Equipe


Türkçesi "L'Equipe'in gizli yüzü". Fransız spor yazarı David Garcia yazmış. Bir haftadır elimden düşmeyen süper bir kitap. Fransızca bilen ve sporu seven herkese tavsiye edilir. Acilen Türkçe'ye de çevirilmesi gerekiyor. "The hidden face of L'Equipe" diye İngilizce'ye çevirilmiş versiyonu çeşitli internet sitelerinde bulunuyor. Özetle spor medyasının insanları nasıl yanlış yönlendirdiğinden bahsediyor. Adım adım bazı spor olaylarının yanlış bilgiler verilerek halka nasıl yansıtlıldığı, L'Equipe gazetesinden örnekler vererek açıklanıyor. Fransa Bisiklet Turu ve Roland Garros'yla ilgili olan bölümler tekrar tekrar okunası güzellikte..

F.Bahçe'nin Afrikalıları


F.Bahçe şu aralar Brezilyalıları ile gündeme gelse de tarihindeki Afrikalı isimler de oldukça dikkat çekici.. F.Bahçe kurulduğundan beri Afrika kıtasından 10 tane futbolcu bulundurmuş kadrosunda.. Bunlardan üçü Mısırlı, üçü Ganalı, ikisi Nijeryalı, biri Güney Afrikalı, diğeri de Gineli. Mısırlılardan başlayalım.. Husein, Kamel ve Faid. Üçü de aynı anda alınmışlar Husein ve Kamel yarım sezon kalmışlar. Faid dişli çıkmış. İki sezon oynamış. Fazla bir etki yaratamamışlar. Ganalı olanlar fena çıkmamış. Yaw Preko ve Samuel Johnson 1999-2000 sezonu öncesi kadroya katılmışlar. F.Bahçe'nin iki Ganalı için G.Antepspor'a ödediği miktar günümüze göre 5 milyon Euro civarında. İlginçtir daha sonradan ikisi de tekrar Antep'te oynadı.. Üçüncü Ganalı Stephen Appiah. Ki en başarılı olanı da bu. G.Saray'ın kapısından dönen Ganalı F.Bahçe'de intikamını fazlasıyla aldı. Sakatlığı bahane edilip anlaşılmayan bir nedenden kapının önüne konuldu. Gelelim Nijeryalılar'a. Belki de hafızalara en çok kazınanlar bunlar. Uche ve Okocha. Uche en çok F.Bahçe forması giyen Afrikalı oldu. Tam 191 resmi maça çıktı. Sonradan Türk vatandaşlığına da geçip Deniz adını aldı. Okocha 1996-1997 sezonu başlamadan çalkantılı transfer döneminde F.Bahçe'ye geldi. O sene kime el atsa başka bir takımla anlaşan futbolcular yüzünden Başkan Ali Şen "O kaça bu kaça derken Okocha'yı aldı" esprilerine mâruz kaldı. Her G.Saray maçında gol attığı için (hem de jeneriklik goller) çok sevildi. Sonra Paris Saint Germain bir gece yarısı operasyonuyla onu Fener'den kopardı.. Sonra iki kulüp FIFA'lık oldu. PSG 30 milyon dolar ödemek zorunda kaldı. Okocha'da Türkiye'den Avrupa'ya transfer olan en pahalı oyuncu ünvanını eline geçirdi.. Gelelim Güney Afrikalı John Moshoeu'ya. Kocaelispor'dan 1997-1998 sezonunda alındı. Teknik direktör Otto Baric'le yıldızı hiç barışmadı. O sene kazanılan tek kupa olan Başbakanlık Kupası finalinde attığı golle hafızalara kazındı.. Son Afrikalımız Gineli Souleymane Oularé. 1999-2000 sezonunda teknik direktör Rıdvan Dilmen'in yoğun istekleri üzerine alındı. 'Gol kralı olur' umudu beslenirdi. Yarım sezonda 4 gol attı ve İspanya'nın Las Palmas takımına yollandı. Yine de anlaşılmayan bir nedenden dolayı F.Bahçe taraftarı tarafından çok sevildi. Kulübün yaptığı 'Sezon sonu takımda hangi yabancı kalsın?' anketinde ilk sırayı alarak herkesi şaşırttı..

2 Eylül 2009 Çarşamba

Demirspor-Livorno


Bu takım gerek taraftarı gerek tarihi gerek sehriyle kesinlikle Süper Lig'de olması gereken bir takım. Adana Demirspor'dan bahsediyorum. Demirspor 4 Eylül Cuma günü Serie A takımlarından Livorno ile özel bir maç yapacak. Bu olay medyada da yeni yeni gündeme geldi ancak uzun süredir Adana Demirspor'un yürüttüğü bir projenin kapsamında gerçekleşecek bu maç. İtalya'da ırkçılığa karşı olan kulüpler bir araya geldi. Projede Serie A'dan Livorno, Almanya'dan St. Pauli, Fransa'dan St. Etienne gibi kulüpler var. Türkiye'den Adana Demirspor katılmış. Kulüp başkanı Bekir Çınar maçla ilgili güzel konuşmuş: "Livorno da bizim gibi işçi takımı. Irkıçılığa ve endüstriyel futbola karşı oldukları için aramızda bir ten uyumu oluştu. Livorno'yla kardeş takım olduk. Onları çok iyi bir şekilde ağırlayacağız. Başkanları da zaten bizim evde kalacak" Bekir Çınar "kardeş takım" olmanın biraz suyunu çıkarmış ancak kendilerini tebrik ediyorum. TFF 2. Lig 4. Grupta maddi sıkıntılarla boğuşmalarına rağmen bu tip organizasyonlara katılıyorlar. Süper Lig'den katılmayanlar utansın..

André-Pierre Gignac


Milli maçlar başlıyor. Kader maçına çıkacak tek takım biz değiliz. Biz Bosna'yı tartışırken Fransa'da da futbolcuların Romanya mesaisi başladı. Daha önceden Fransızlar'ın bu maça ne kadar önem verdiğine Fransa'nın kader maçı başlıklı postumda yer vermiştim. Teknik direktör Raymond Domenech bu maça tek forvetle çıkacağını açıkladı. Zaten Domenech'in 3 ön liberolu sistemi çok tartışılıyor Fransa'da.. Nasıl bir torpili varsa kovamıyorlar adamı.. Sarkozy ile bir bağlantısı olduğu zaten biliniyor. Neyse biz o toplara hiç gimeyelim. L'Equipe gazetesi Fransa Milli Takımı'nda daha önceden oynayan 100 oyuncuya "Aday kadrodaki oyunculardan hangisi en ilerideki pivot santrafor olmalı?" diye sormuş. Oyların %52'sini alan Toulouse'lu Gignac'ı tebrik ediyorum. Gerçekten de şu anda en formda olan o. Karim Benzema %32'yle 2. sırada. Anelka %8 almış. Oy kullananların %7'si -herhangi bir fikrim yok- demiş. Thierry Henry'nin aldığı oy ise %1. Tek bir oy alabilmiş. Zaten tek forvetli sistemde Henry'yi oynatmak kabus olur. Adam her seferinde söylüyor "Açıkta oynamayı seviyorum" diye.. O tek oyu veren kişi ise enteresandır Christophe Dugarry.. Adamın futboldan anlamadığı oynarken de belliydi. Şimdi tescillenmiş oldu.

Bir bakışta Premier Lig


İlk 3 hafta geride kaldı Ada'da. Az çok takımlar hakkında fikir sahibi olduk. Tahminim Ancelotti'nin Chelsea'si bu sene şampiyon olur. Alex Ferguson 2. sırada yer alır. Arsene Wenger'in bebeleri 3., Liverpool ise 4. sırayı alır. Manchester City tüm ihtişamına rağmen 5. sırada kalır. İlk beşi zorlayabilecek tek takım Tottenham. İyi başlamalarına rağmen ligin sonlarına doğru bocalarlar. Altıncılık onların olur. UEFA'ya giderler. Portsmouth, Burnley ve Hull City'ye ise Championship yolu gözüktü. Bu ligde tutunamazlar. Bu takımlardan biri ligde kalacaksa giden ya Stoke City ya da Birmingham olur. Geçen seneden 1-2 enteresan not vereyim.. Sezon boyunca sahasında sadece 5 maç kazanabilen ve küme düşen Newcastle United'ın St. James Park'taki seyirci ortalaması 48,750. Takım tutmak böyle bişey olsa gerek. Kasım sonundan Mayıs başına kadar üst üste 21 maç kaybetmemiş Arsenal. Bu aynı zamanda Premier Lig rekoru. Ancak Arsenal 4. oldu, bu bir paradoks mu?! Everton, West Ham, Sunderland, Newcastle, Bolton, Wigan, Portsmouth, Blackburn ve W.B.A. ilk dörtte yer alan takımlara karşı hiç kazanamamış.. Şok olmadım.. Ha bu arada Everton demişken; Marouane Fellaini'nin sadece 30 maçta gördüğü sarı kart sayısı 12. Sezon boyunca 111 kere faul yapmış.. Maşşallah. Ligin sadece 2. yarısını baz aldığımızda şampiyonun adı: Liverpool. Avrupa kupalarından elenince kendilerini lige vermişler.. Şampiyonla bitirelim. Manchester United 15 Kasım'la 18 Şubat arasında 14 maç üst üste kalesinde gol görmemiş.. Edwin Van der Sar. Saygı.