26 Mayıs 2011 Perşembe

Bir zamanlar İsveç


Sıcak bir yaz günü. Kampta, 1999-2000 sezonuna hazırlanan bir grup İsveçli. O zamanlar İsveç liginde pek de kötü olmayan bir takım var: Örgryte. Fotoğrafta yer alan arkadaşlardan bazıları tanıdık çıktı. Kalecinin arkasında oturan isim daha sonradan Stoke City ve Nottingham Forrest formaları giyen Brynjar Gunnarsson. Onun arkasına oturan isim ise İsveç milli takımında yıllarca Henrik Larsson'un partnerliğini yapmış olan Marcus Allback. En sağda aşağıda oturan isim ise şu günlerde daha da yakın olduğumuz bir isim. Galatasaray'ın yeni transferi Johan Elmander.

Lugano & Forlan 2005


Son zamanlarda transfer duyumları yüzünden ortalık atış poligonuna döndü. Önüne gelen bir ismi bir takıma yazıyor. Medyada transfer söylentisi bakımından kalıcı olabilen birkaç isim var. Yarın tuttuğun takıma kimin yazılacağı belli değil.

Ortam böyleyken adı Beşiktaş'la anılan Diego Forlan için, "Forlan, Lugano'ya İstanbul'u sordu" yazılmasa zaten olmazdı. Bugün saolsun güzide bir gazetemiz onu da yazmış. Biraz eskiye gidelim. Uruguay'da çıkan aylık spor dergisi De Lujo 2005'in Haziran ayında bu kapakla yayımlanmış. Uruguay'da senenin futbolcuları Diego Lugano ve Diego Forlan'la yedişer sayfalık röportaj yapmışlar.

Lugano'nun bölümünden bir kesit: "Sao Paulo ile kazanabileceğim her şeyi kazandım. Artık Avrupa'ya gitme vaktim geldi. Günün birinde Forlan'la aynı takımda oynamak isterim"

İspanya'da spor gazetesi tirajları


Geçtiğimiz Nisan ayı baz alınarak İspanya'daki spor gazetelerinin tiraj ortalamaları şöyle:

Marca - 247.075
As - 173.989
Sport - 89.090
El Mundo Deportivo - 78.186

Marca zaten tiraj konusunda rakiplerine sürekli fark atan bir gazete. Madrid basını odaklı olmasına rağmen bütün İspanya neredeyse Marca'yı bir şekilde takip ediyor. Açıklanan bilgiler arasında enteresan olan bazı diğer rakamlar da var. Örneğin üstte resmini gördüğünüz 12 Temmuz 2010 sayılı Marca gazetesi İspanya'nın Dünya Şampiyonluğunun ardından basılan sayı. Tam 2 milyon 749 bin 816 adet satmış. Günlük rekor an itibariyle budur. Marca'nın 2010 yılında sattığı en düşük miktar ise 7 Aralık günü. Sadece 81.512 tane satmışlar. Ki bu bile El Mundo Deportivo'nun genel ortalamasının üstünde.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Hoşgeldin Taffarel


En son 2010'un Kasım ayında ziyarete gelmişti. Hatta bloga ufak bir fotoğraf (burada) da koymuştum. Şimdi tekrar çalışmak üzere geldi. Umarım daha uzun yıllar Galatasaray'a hizmet eder. Kaleci sorununu halleder.

"Taffareeeeel, Taffarel! Sen böyle bir kurtarışın ardından penaltılarda da kalende duracaksın Taffarel... Vee sakatlık geçiriyor Taffarel"

La Liga'ya Madrid'den 4 takım


Bir Madrid takımı olan Rayo Vallecano tam 7 sene aradan sonra gelecek sene La Liga'da mücadele edecek. Onların ikinci lige düştüğü 2003-2004 sezonunda bir başka Madrid takımı Getafe, La Liga'ya yükselmişti. O zamandan beri de en üst seviyede hatırı sayılır bir performans sergiliyorlar. Gelecek sezon Real Madrid, Atletico Madrid, Getafe ve Rayo ile Madrid şehrinin La Liga'da dört takımı olacak. Bu aynı zamanda tarihte de bir ilk. Daha önce hiçbir şehir La Liga'ya dört takım göndermemişti. Önümüzdeki sezon Alcorcon da yükselirse 2013'te La Liga'yı Madrid Kupası diye oynatırlar(!)

La Liga'da sezonun unutulmaz beş anı

(1)

İspanya'nın Telegol'ü diyebileceğimiz Punto Pelota programında 2010-2011 sezonunun en unutulmaz beş anı açıklandı. İzleyiciler internet üzerinden ankete katılarak tam 120 farklı seçenek içerisinden 5 tanesini oyladılar. Gerard Pique'nin 5-0'lık Real Madrid zaferi esnasında yaptığı beş kardeş birinci olmuş. İkinci sırada yüreklerin ağza geldiği bir an var. Vicente Calderon'da oynanan Atletico Madrid - Barcelona maçında Ujfalusi'nin Messi'nin ayağına basması... Ciddi bir sakatlık olsa sezonun akışı değişebilirdi ama Messi sadece iki hafta takımdan uzak kalmıştı. Üçüncü sırayı geçen hafta Deportivo'nun ikinci lige düşmesinin ardından yere yığılan emektar Valeron almış. Dördüncü sırada Cristiano Ronaldo'nun son hafta Almeria karşısında kırdığı rekor ve Almeria'lı futbolcuların arasından süzülerek yaptığı sevinç var. Son sırayı da Malaga maçında sahasında üç gol yiyen Atletico Madrid'in iki futbolcusu Kun Agüero ve Diego Forlan almış. Vücut dilleri kötü geçen sezonu güzel özetliyor.

(2)
(3)
(4)
(5)

Eski dosta selam, yola devam


Her ülkede olduğu gibi Kolombiya liginde de sezon tamamlandı. İkinci lige düşmekten son anda kurtulan Deportivo Pereira takımı gelecek sezonun kombinelerini 3000 pesodan (yaklaşık 110 TL) satışa çıkarmış. Şehrin çeşitli yerlerine de taraftarların kombinelere ilgi göstermelerini sağlamak amacıyla bazı reklamlar asılmış. Fotoğraftaki reklamda sağdan ikinci arkadaş bir zamanlar Galatasaray, Gaziantepspor ve Rizespor formaları giyen Gustavo Victoria. Galatasaraylıların hafızasına "Yozgatspor'a 40 metreden gol atan adam" olarak kazınmıştır. Söylenecek fazla bir şey yok aslında ama sarı-kırmızı hala çok yakışıyor kendisine.

Batan geminin malları


La Liga'nın son haftasında Almeria ve Hercules'in ardından düşen son takım da belli oldu. Deportivo ya da bir başka deyişle "Los Turcos" tam 20 yıllık La Liga macerasının ardından gelecek sezon Segunda'da mücadele edecek. El Mundo Deportivo gazetesi bugün ikinci lige düşen takımlardan gelecek sezon birinci ligde mücadele edecek futbolcuların listesini paylaştı.

Hercules'de oynayan Nelson Valdez'in muhteşem Dünya Kupası performansından sonra Hercules'e imza atması zaten sürprizdi. Takımı ligde kalsa da düşse de bir sezon oynar, büyüklere imza atar deniyordu. Emekliliğini açıklayan Vicente yerine Valencia'nın onu istediğini yazmış gazete. Real Madrid'den kiralanan Drenthe zaten Madrid'e geri dönecek. Ancak bu sezon patlayan Marcelo'nun ardından şimdi de Coentrao, Real'e katılmak üzere. Forma bulması imkansız. Adı, ligin yenileri Rayo ve Betis'le anılıyor. David Trezeguet'nin durumu ise meçhul. Taraftar onu istemiyor, sözleşmesi ise devam ediyor. Talibi de yok. Büyük ihtimal memlekete döner.

Deportivo'da forvet Adrian iyi patladı. Vicente Del Bosque'nin kendisini milli takıma çağırması da bekleniyor. Henüz 23 yaşında ve şu anda birçok kulübün gözdesi. Agüero ve Forlan'ı satması muhtemel Atletico Madrid ilk alternatif. Villarreal de plase. Meksikalı sol açık Andres Guardado için "Almanya'ya gidebilir" deniyor. Borussia Dortmund ve Hannover 96 talip olmuş kendisine.

Almeria'ya gelince gitmesi muhtemeller listesinde ilk adaylar Modeste M'Bami ve Pablo Piatti. Kamerunlu oyuncuyu Mallorca ve Betis istiyor. Genç Arjantinli için yazılan kulüpler ise şaşırtıcı: Juventus ve Milan.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Johan Cruyff röportajı


Haftasonu Şampiyonlar Ligi finali var. Wembley'de bu finali bir kez oyuncu olarak (1971), bir kez de teknik direktör olarak (1992) daha önceden yaşamış ve kazanmış bir adam var: Johan Cruyff. Kendisi modern Barcelona'nın 1988'den beri kazandığı 3 Şampiyonlar Ligi, 11 tane de lig şampiyonluğunda ortaya konan total futbolun kuşkusuz fikir babası konumunda. Cruyff dün (22 Mayıs 2011) Londra'ya gitmeden önce Mallorca'da Marca gazetesine güzel bir röportaj vermiş. Oscar Campillo ve Luis Rojo imzalı röportajda La Masia'dan Jose Mourinho'ya, Shakira'dan Alex Ferguson'a, Frank Rijkaard'dan Ryan Giggs'e kadar çeşitli konulardan konuşulmuş. Bana da çevirmek düştü.

Wembley'de final oynayacak Barcelona'nın temelinde ne yatıyor?

Şu anki takım kulübün düşünce yapısını değiştirdi. Temelde, kendi oyununu oyna ve kendini düşün, sakın rakip takım hakkında endişe duyma düşüncesi vardı. Bu takım kupaların sadece başarıyı ölçmek için olduğunu ve prestijleri için güzel futbol oynamaları gerektiğini bilen adamlardan oluşuyor.

Sizce İspanyol Milli Takımı da "Dream Team'den" etkilenerek mi böyle oynamaya başladı?

Tabii ki. Sadece şimdi değil daha önce de İspanya'nın o takımdan etkilenerek oynamaya çalıştığı yıllar oldu. Ancak teknik direktöre sorsanız kendi sistemi vardır. İşin içine sizi katmak istemez. Bu kasıtlı bir şey değil. Anlayabiliyorum. Her teknik direktör çalıştırdığı yerde lider olmak ister.

Frank Rijkaard ve Pep Guardiola işlerinin başına geçmeden önce onlara birer müfredat verdiniz. Neden?

Tecrübe. Ben onlarla sadece tecrübelerimi paylaştım. İnsanlar tecrübe hakkında çok konuşurlar ancak genelde pek bir fikirleri yoktur. Bu iki futbol adamı da futbol oynatma kalitesi, zeka ve önemli bir karar verme anında sergiledikleri güçlü karakterleriyle beni çok etkilediler. Mesela her ikisi de genç oyuncularla çalışmayı oldukça basitleştirdiler. Basit olan işte bu. Baskı mı? Her ikisi de hayatları boyunca baskıyla yaşadılar ve alışkınlar.

La Masia'da çocuklara hangi değerler aktarılır?

Öncelikle orada kazanmayı öğretiyoruz. Tabi ki kişisel eğitimlerini de orada tamamlıyorlar. Öncelikli olarak bunun bir oyun olduğunu ve zevk alarak yapmaları gerektiğini bilmeleri lazım. Rakibe saygı duymaları da şart.

Frank Rijkaard'ın biraz unutulmuş gibi olmasının adilce olmadığına inanıyor musunuz?

En az hayat kadar bu durum da hiç mi hiç adil değil. Çabucak unutmak günümüzün en büyük sorunlarından. En önemli değerlerden birisi, fantastik işler başarmış insanlara saygı duymaktır. Denizaşırı ülkelerde herkes Frank'ın neler yaptığını biliyor. Bazen evinizde, diziniz dibinde yaşayanlar neler gerçekleştirdiğinizi göremeyebiliyor.

Bütün bu elde ettiğiniz başarıların kaynağı nasıl oluştu?

Barcelona'ya ilk geldiğimde pek de iyi bir takım yoktu ve Real Madrid'in muhteşem bir kadrosu vardı. Real'de La Quinta del Buitra (Akbaba Beşlisi) döneminin etkisi hala hissediliyordu. Bu ülkede her zaman rakibin şanslı olduğundan ya da hakemlerin onların tarafında olduğundan dem vurarak prim yapabilirsiniz. Ben bu mantığı değiştirmek istedim. "Kazan, ve en iyi ol" mantığını aşıladım. Yaptığımız şey sadece buydu. Benim düşüncem: Diğerlerinden önce kendine bak. İşte böyle yükseldik.

Real Madrid ve Barcelona arasında bu bakımdan bir rol değişimi olacak mı?

Ben bu işe Dream Team'le adım attım. Real Madrid, Barcelona'ya özenerek bu sistemi kopyala-yapıştır yaparsa sonu hüsran olur. Kendi sisteminizi oluştururken öncelikle kendi gelişiminize ayak uyduracak doğru parçaları bulmanız gerekir. Yatırım doğru adamlara yapılmalı. Sonuç olarak ligde iki defa ezeli rakibine kaybettin ve bahane bulmak bence çok saçma.

Barcelona'nın onursal başkanı mertebesinde olmak zor muydu?

İlk geldiğimde daha da zordu. Aslında o zamanlar epey üzgündüm. Başkan benim bu mertebeye geleceğimi bir seçim propagandası olarak kullanmıştı ve benim bundan haberim yoktu. Ancak daha sonradan fikir hoşuma gitti. Emekliliğinizde hala insanların size büyük saygı duyuyor olması çok güzel. Tabi sorumluluklarınız da oluyor fakat aldığım en kolay kararlardan biriydi.

Başkan Rosell'le olan ilişkiniz tanınamaz bir hale geldi...

Onunla artık hiçbir şey hakkında konuşmuyorum. Onun kendi fikirleri var, benim kendi fikirlerim. Onunla bir toplantı yaptım ve az önce bahsettiğimiz onursal başkanlık görevinden ayrıldığımı söyledim. Bir nevi rozetimi masaya bıraktım. Bunun ardından bir kere bile benimle konuşmamış olması onun düşünce yapısını anlamama yetti. Sadece kendisine çalışan birisi. Ben de şimdi egzersiz yapıyorum. Onunla hiçbir fikrimi paylaşmıyorum. Formayı bugün getirdikleri hal korkunç. Unicef'le yaptıkları anlaşma da tam bir saçmalık. Önüne onların adını yazdırmadan da onlara para verebilirsin. İki, üç sene sonra alacakları reklamların ve forma boyama aşamasının öz hazırlığını yapıyorlar. Baktım benim fikrime saygı duymuyorlar, ben de orada bulunmak istemedim.

Önümüzdeki birkaç sene boyunca Barça şu anda oynadığı futbol düzeyini koruyabilecek mi?

Bu biraz durumu nasıl idare edecekleriyle alakalı. Şurası bir gerçek ki her gün bir Messi doğmuyor. Ancak gençler üzerinde yoğunlaşıp, doğru eğitim verildiğinde ortaya çıkan sonuçlar da ortada. Detaylar ve ufak ayrıntılar hayatın ta kendisidir. Bu detayları idare etmeyi başarabilirlerse başarı da kalıcı olur. Saha dışındaki işleri kontrol edebilme beceriniz belli bir süre sonra saha içine de yansır.

Hangi detaylar?

Mesela bir kişiye diğerinden daha fazla ödeme yapmak. Ya da saha kenarında olan futbolcularınızın da yüzde yüz hazır olması gibi. Bunu etkileyebilecek belki de milyonlarca detay var. Az önce saha dışındaki durumlardan da bahsettim. Her zaman güçlü ve alternatifiniz yokmuş gibi hazır olmalısınız. Ve, Guardiola bu işi çok iyi beceriyor. Bütün kontrol onun elinde. İşin yarısı teknik direktöre bağlı olsa da diğer yarısı tamamen psikolojik yaşanan bir oyun. Her zaman sizi destekleyecek insanların olması da önemli. Bu her zaman olmuyor.

Pep teknik direktörlüğünde her zaman kazanan olabilecek mi?

Teknik direktör olarak asla bilemeyiz ama ben onun zekasını gördüm. Kazandığınız zaman teknik direktörlük dünyanın en zevkli işidir ama özünde oldukça pis bir meslek. Sorunların içinde olmamak, kriz anında doğru kararı verebilmek ve iki bin tane düşman edinmemiş olmak karakterinizin bir parçası olmalı. Bütün bunlar bu işin parçası. Aynı zamanda karakteriniz de böyle işliyorsa başarılı olursunuz. Pep'de bu var mı? Evet.

Doğru kararlar derken Eto'o ve Ibrahimovic'de aldığı kararları mı kastediyorsunuz?

Ibra hakkında verilen karar bence yanlıştı. Tek kelimeyle muhteşem bir futbolcu. Katıldığı son dokuz turnuvaya bakın ve de başarı oranına. Bu tip kazanma alışkanlığı olan oyuncularla her zaman barışık olmalısınız. Hatalarını görmezden gelebilirsiniz. Bu doğru kararları verirken, on karardan sekizini bilirseniz bu iyi bir ortalamadır.

Pique ve Shakira'nın ilişkisi bir dikkat dağınıklığı yaratıyor olabilir mi?

Daha önce David Beckham'ın eşiyle arasında yaşadığı problemden doğan bir performans düşüklüğü vardı. Bunlar tabii ki olabilir ancak bence direkt olarak fazla etkilemez. Pique'nin dikkatli olması gerekiyor.

Mourinho'yu teknik direktör olarak beğeniyor musunuz?

Bir teknik direktörde bakılması gereken bir çok unsur vardır. Her teknik direktörün bazı yönlerini beğeniyorum, bazı yönlerini beğenmiyorum. Uzaktan bir futbol sever olarak bakınca ortaya koymaya çalıştığı oyundan zevk almıyorum. Elindeki malzemeyle daha iyisini yapabilir. Çoğu zaman da çocuklar için iyi bir örnek olmadığını söyleyebilirim.

Haftasonu final var, ne olur?

Manchester United ve Barcelona rahatça oynanan futbolun en iyi kurumları gibiler ve bu sayede son yıllarda pek çok başarıya imza attılar. İkisi de bu sene kendi liglerinde şampiyon oldular ve her ikisi de bu finali hak ettiler. Tabii ki Barça'nın kazanmasını istiyorum ve dürüst olmak gerekirse kadrosu United'dan daha üstün.

Barcelona'ya ne tavsiyede bulunursunuz?

Daha iki sezon önce kazandılar ve ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. İlk on dakikada pozisyon vermemelerini tavsiye edebilirim ama bu da zaten onların bildiği bir şey.

Alex Ferguson'un 25 sene boyunca bu kadar üst düzeyde teknik direktörlük yapmasının sırrı ne?

Tam bir patron! Sırrını bilmiyorum ama kariyeri boyunca her zaman kulübünden ve etrafındaki kurumlardan büyük saygı gördü. Kulübünü her zaman en iyi şekilde yönetti ve yönlendirdi. Premier League'de bunu yapmak kolay değildir çünkü inanılmaz büyük bir kitleye karşı oynuyorsunuz ve temsil ettiğiniz değer çok büyük.

Ustaya saygı kuşağında Giggs'i sormadan edemeyeceğiz...

Giggs tam anlamıyla Xavi gibi. Çok sakin bir oyuncu ve ne zaman nasıl oynaması gerektiğini çok iyi biliyor. Hem saha içinde hem saha dışında kulübün değerlerini çok iyi savunuyor. Her kulübün sahip olmayı isteyeceği cinsten çok fantastik bir oyuncu.

Barcelona'yı bu maçta bir adım öne çıkaran ve farkı yaratacak olan adam Messi mi?

Messi bu maçta çok büyük önem taşıyor, fakat o gün hem Messi'nin takıma, hem de takımın Messi'ye nasıl ayak uyduracağı da çok önemli. Ben Barcelona'yı top rakipteyken seyretmeyi seviyorum. Bütün takım hareket halinde oluyor. Topu ayağına aldığında bana göre takımda en olağanüstü manzarayı Messi yaratıyor. Kendisini yeniden şarj etmesi için de sadece on saniye yetiyor. Onu izlemek için sabırsızlanıyorum.

Sergio Busquets'in bu sene yaptığı çıkış sizin için sürpriz oldu mu? Hem oyunu hem de karakteri bir futbol dahisini andırıyor.

Onun zaten babası bir dahi (Gülüyor). O da diğerlerini yetiştirdiğimiz mahalleden geliyor ve bu da sanırım onun dahi olması için yeterli bir sebep.

Cristiano Ronaldo, Barcelona'da oynasaydı daha mı kötü olurdu?

Messi'nin oynadığı bölgede oynayacaksa bana göre daha çok problem olurdu. Çünkü o bölgede top çok hızlı dönüyor ve pek fazla alan yok. Ronaldo kanat oyuncusu ve topla oynamayı seviyor.

İspanyolca bilenler röportajın çok ufak bir kısmına Marca'nın sitesinden göz atabilir.